
Trafik Kazası Kaynaklı Bedensel Zarar / Vefat Sonucu Tazminat Hakkı
Son yıllarda, hasar danışmanlık şirketlerinin yarattığı mağduriyet sonucu trafik kazalarında tazminat hakkına ilişkin bir önyargı oluşmuş ise de, doğru avukat yönlendirmesi ile trafik kazasından kaynaklı sigorta ve şahıs sorumluluğuna başvurularak, gerek vefat ve bedensel zarar, gerek manevi zarar, gerekse araç hasarı için gerekli başvuru ve dava yolları tüketilerek, danışanların hakları hukuki çerçevede korunabilmektedir.
Bu tür zararlarda muhatap; araç sürücüsü, araç sahibi, araç işleteni ve sigorta şirketidir. Aracın sigortalı olmadığı hallerde ise, Güvence Hesabı’na başvurulması gerekmektedir.
Bu hususta görevli mahkeme sigorta şirketine karşı Asliye Ticaret Mahkemesi, şahsa karşı ise Asliye Hukuk Mahkemesi olsa da; tahkim başvuru yolu, alternatif bir uyuşmazlık çözümü olarak mahkemelerin dava yükünü hafifletmekte ve hak sahiplerinin alacağına daha hızlı biçimde ulaşmasını sağlamaktadır.
Bu alandaki tazminat miktarı; maluliyet meydana gelmiş ise Sağlık Kurulu Raporu ile tespit olunan bu maluliyet oranına, şahsın yaşına, mesleğine, medeni durumu ve çocuk sayısına, kusur oranına vb. birçok hususa göre değişiklik göstermektedir.
Bu verilere ilişkin;
- Aktüeryal hesaplar hususunda deneyimli kadromuz, davanızı takip etmenin yanı sıra, beklentilerinize ışık tutmak üzere, talep halinde tarafınızı tazminat tutarı hususunda da somut verilerle ve aktüeryal raporla
- Kusur durumuna ilişkin trafik bilirkişisinden uzman mütalaa desteği sağlanabilmektedir.
- Sağlık Kurulu Raporu’nu destekleyici olarak, tıp hukuku uzmanı ve hekim bilirkişilerden, tarafımız desteği ile uzman mütalaası alınabilmektedir.
Bu alanda hak sahipliği için süreler; bedensel hasara ilişkin olarak 8 yıl, vefat halinde 15 yıl ve manevi tazminat hakkına ilişkin 10 yıllık zamanaşımına tabidir.
Bedensel zarara yol açan trafik kazalarında; kaza tek taraflı gerçekleşmiş ise, kazada karayolu kaynaklı bir etken mevcut değilse kusurun %100 araç sürücüsünde olmasından bahisle tazminat talep etme hakkı yoktur. Bu tür kazalarda, yolcuların(müteselsil sorumluluk gereği ruhsat sahibi hariç) tazminat hakkı mevcuttur.
İki yahut çok aracın karıştığı trafik kazalarında; sürücüler karşı tarafın kusuru oranında tazminata hak kazanır. Yolcular için, her bir aracın kusuru oranında tazminat hakkı doğar.
Yaya konumunda olan kişiler için de yine araç sürücüsünün/sürücülerinin kusuru oranında tazminat hakkı bulunmaktadır.
Trafik kazası nedeniyle ölüm olması halinde destekten yoksun kalma tazminatı, Karayolları Motorlu Taşıtlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası’ndan karşılanmaktadır. Trafik sigortası, oluşan zararı araç sürücüsünün kusuru oranında karşılamaktadır.
Kazaya sebebiyet veren kişi %100 kusurlu olmasına rağmen ölmesi halinde yerleşik Yargıtay kararları gereğince destekten yoksun kalan kişilerin tazminatları yine trafik sigortasından ödenecektir(01.06.2015 ve 26.04.2016 tarihli mevzuat değişiklikleri öncesi gerçekleşmiş kazalar için). Destekten yoksun kalan şahıs ile mirasçılık kavramı aynı anlama gelmemekte olup, şahsın hayatta iken maddi olarak destek olduğu somut delille ispat olunan, ancak mirasçısı olmayan kişiler de bu tazminata hak kazanabilmektedir.
Read More

Sağlık Hukukunda Malpraktis Ve Komplikasyon Ayrımı
Hukuk ve tıp biliminde sıkça tartışılan, ayrıca davanın seyrinde önemli bir ayrıma yol açan “tıbbi malpraktis” ve “komplikasyon” kavramları aşağıda açıklayacağımız açılardan birbirinden farklıdır.
Öncelikle Malpraktis, TDK tanımına göre; “özen göstermeksizin veya yanlış uygulanan tedavi sonucunda ortaya çıkan, görevi kötüye kullanma anlamına gelen hukuki durum” olarak tanımlanmaktadır. Bir tıbbi işlemin “malpraktis” olarak kabulü için, o işlemin hukuken şu unsurları içeriyor olması gerekmektedir;
– İhmal,
– Kusur,
– Tedbirsizlik ve Dikkatsizlik,
– Meslekte Acemilik,
– Emir ve yasalara uymama.
Bu unsurların eksikliği ise aşağıdaki başlıca hataları getirerek fiile malpraktis tanımını yükler;
- Tanı koyma sürecinde yapılan hatalar (gecikme, atlama vb.)
- Tedavide yapılan hatalar
- İşleme bağlı hatalar (yanlış yöntem seçilmesi doğru yöntemin yanlış uygulanması)
- İlaç doz yöntem uygulama hataları (gereksiz aşırı tedavi)
- Taraflı ilaç, tedavi seçimi
- İhmale bağlı hatalar (doğru işlemi yapmama, gecikme)
- Uygulamaya bağlı hatalar (doğru işlemleri yanlış uygulama)
- Tedavi ve takip ile ilgili özel bilgilerin verilmemesi
- Komplikasyonların tanınamaması ve/veya yetersiz tedavisi
Hekim, yanlış tedavilerinin neticesinde oluşmuş zararlardan hem özel hukuk anlamında (tazminat vs.) hem de ceza hukuku anlamında (hapis ve adli para cezaları) sorumludur.
Hekim, kusurlu bir fiiliyle hastaya zarar verirse, bu zararını tazmin etmekle yükümlüdür. Zira Türk Borçlar Kanunu’nun 49.maddesi, haksız fiillerden kaynaklanan zararların, o fiilin faili tarafından tazmin edileceğini hükme bağlamıştır. Hekimin malpraktis kapsamı dahilinde hastasına verdiği zararı, maddi ve manevi tazminat ile gidermesi gerekir.
Komplikasyon ise malpraktisten farklı olarak; “tedavi ile doğrudan ilişkili olan, yetersiz tedavi ve ihmal eylemleri haricinde yer alan, tıp literatüründe gerçekleşme ihtimali düşük olan, hasta tarafından tedavi kabul edilirken bilinen fakat istenmeyen durumlar” şeklinde tanımlanabilir.
Şunu belirtmek gerekir ki; komplikasyon ortaya çıktığında yerinde ve zamanında gerekli önlemlerin alınmaması, bu komplikasyonu malpraktise dönüştürecektir. Buradaki gecikmeler ve eksik teşhisler/tanımamalar, hastaya gerekli tedavi verilmesinin önüne geçtiğinden malpraktise yol açmaktadır.
Tanı ve tedavi sürecinde ortaya çıkan komplikasyon ya da malpraktisin tanımlanmasında en önemli görev bilirkişilere düşmektedir. Bilirkişiler ise kararlarını dosya incelemesi ile vermektedirler. Bu durumda, tıbbi kayıtlar son derece önem arz etmektedir. Alanında deneyimli hukuk büromuz, gerek sağlık hukuku alanındaki yükseklisans eğitiminin getirdiği akademik birikimle, gerekse hekim bilirkişileriyle; danışanların dosyalarını etraflıca incelemekte, hekim fiilinin malpraktis mi yoksa komplikasyon mu olduğu hususunda görüş bildirmekte, gerekli hallerde uzman mütalaası vermekte ve dava takibi sağlamaktadır.
Öte yandan, olayın gerçekleştiği hastanenin Özel Hastane, Eğitim/Araştırma Hastanesi yahut Devlet Hastanesi oluşuna göre hakka ilişkin zamanaşımı süreleri ve izlenecek hukuki prosedür farklılık göstermektedir. Bu yönden değerlendirildiğinde de hak kayıplarına mahal vermemek adına alanda uzman bir avukat ile çalışmakta fayda olduğunu belirtmek gerekir.
Tıp biliminin uygulanması, insan hayatı üzerindeki önemli etkilerinden ötürü, yapısı gereği riskli bir meslektir. Sağlık çalışanının herhangi bir kusuru olmasa dahi, bu riskli yapıdan kaynaklı olarak hastada zarar meydana gelebilir. Bu sebepten ötürü meydana gelen her zararın malpraktis olduğu ve sağlık çalışanının cezai sorumluluğunu ve hastaya tazminat hakkını kazandırdığı düşünülemez. Sağlık hukukuna ilişkin davaların, alanda uzman bir avukat tarafından takip edilmesinin önemi de bu tanımlar arasındaki farklılığın dava sonucuna etkisinden doğmaktadır. Zira yanlış yönlendirme sonucu, malpraktis unsuru olmadığı halde maalesef ki tedavinin zararlı etkilerini üzerinde taşıyan hasta, bir de yanlış yönlendirme ile kaybedeceği bir dava açmaya teşvik edilerek daha büyük bir maddi/manevi kayba sürüklenebilmektedir.
Read More
İş Hukukunda Kıdem ve İhbar Tazminatı
Kıdem Tazminatı; 1 yıldan fazla süreyle aynı iş yerinde çalışan işçinin kıdem tazminatı alacağı doğar. Sözleşmeyi kimin sonlandırdığının önemli bulunmamaktadır.
İşçinin kıdem tazminatı alamaması ihtimali ancak kusurlu olduğu hallerde söz konusudur.
Kıdem tazminatına ilişkin şu husus yeterince bilinmediği için, birçok kadın işçi, tazminat hakkından yoksun kalmaktadır; esasen kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde kendi arzusu ile iş akdini sona erdirmesi halinde kıdem tazminatı hakkı saklıdır.
Kıdem tazminatı için dava zamanaşımı süresi 5 yıldır.
İhbar Tazminatı; iş sözleşmesini feshedecek taraf, aşağıda açıklayacağımız kanunda belirtilen sürelerde karşı tarafa bu fesih arzusunu ihbarla yükümlüdür. İhbarda bulunulmadan feshedilen sözleşme için tazminat hakkı doğar.
Kendi arzusuyla, haklı sebep olmadan ve sürelere uymaksızın işten ayrılan işçinin ihbar tazminatı hakkı söz konusu değildir.
Kanundaki süreler şu şekildedir;
İşi 6 aydan az sürmüş işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 2 hafta sonra,
İşi 6 aydan bir buçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 4 hafta sonra
İşi bir buçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 6 hafta sonra,
İşçi 3 yıldan fazla sürmüş işçi için, bildirim yapılmasından 8 hafta sonra feshedilmiş sayılacaktır.
Güncel yasa değişiklikleriyle birlikte, ihbar tazminatı için de dava zamanaşımı süresi 5 yıl olarak düzenlenmiştir.
4857 Sayılı Yasa İlgili Maddeler İçin Bkz; 17,24,25,26
Read More
Boşanma Davası Türleri
Boşanma davaları, anlaşmalı ve çekişmeli olmak üzere iki ayrı türdedir. Çekişmeli boşanma davaları için evlilik ile dava açma süresi arasında geçen zaman önemli olmasa da, anlaşmalı boşanma davasının açılabilmesi için evliliğin tam 1 yıllık süreyi doldurmuş olması şarttır.
Süre:
Dava süreci anlaşmalı boşanmalarda protokol ile tarafların beklentileri netleştirilmiş olduğu ve tek celsede sonuçlandığı için son derece hızlı ilerlemektedir. Bu noktada belirtmek gerekir ki anlaşmalı boşanma duruşmasında her iki tarafın da hazır bulunması gerekmektedir, aksi takdirde anlaşmalı olarak açılan boşanma davası, çekişmeli boşanma davasına dönüşecektir. Buna karşın çekişmeli boşanmalarda tarafların tanıkları, velayet ve nafaka beklentileri, kusur ispatı vb. hususlar uzun zaman aldığı için genellikle 10-12 aydan önce sonuçlanamamaktadır.
Aile İçi Şiddet Durumu:
Boşanma sürecinde karşı tarafın tehlike yaratması halinde; savcılık ve mahkeme eliyle uzaklaştırma kararı ve sair koruma tedbirleri alınabilmekte, mahkemeden tehlike altında olan şahsın güncel adresinin gizli tutulması talep edilebilmektedir.
Velayet:
Çocuk üzerindeki velayet hakkı mahkemece değerlendirilirken, çocuğun üstün yararı esas alınır. Genel olarak çocuğun 13 yaşına dek anne bakımı ve ilgisine ihtiyaç duyduğu kabul edilmekte olup, 13 yaş ve üzeri çocukların mahkemece dinlenmesi gerektiği kabul edilir. Mahkeme yine de çocuğun iradesiyle bağlı olmayıp çocuğun yaşını, cinsiyetini, ebeveynin çocukla olan ilişkisini, ebeveynin yaşam tarzını, ekonomik ve sosyal durumlarını da dikkate alarak bütünüyle bir karara varmaktadır.
Nafaka:
Uygun şartlar altında, eş için, dava aşamasında tedbir nafakası, dava sonrasında yoksulluk nafakası; ortak çocuk için ise yoksulluk nafakası talep edilmesi mümkündür.
Mal Paylaşımı Davası:
Mal paylaşımı davaları; katılma alacağı, katkı payı alacağı ve değer artış payı alacağı olmak üzere üç çeşit talep içermektedir.
Mal paylaşımı davası, boşanma kararının alınmasını takiben açılması gereken bir dava türü olup, boşanma davası ile birlikte açılamaz. Şayet mal paylaşımı davası, boşanma davası ile aynı zamanda fakat ayrı bir dava olarak açılmış ise; mahkeme, mal paylaşımı davası açısından boşanma davasında verilecek kararın kesinleşmesini bekletici mesele yapacaktır.
Bu davada, yasa değişikliği açısından 01.01.2002 tarihi öncesi edinilmiş mallar açısından mal kimin üzerine kayıtlı ise ona ait kabul edilmektedir. 01.01.2002 sonrasında kazanılan mallar açısından ise hukukumuzda “edinilmiş mallara katılma rejimi” temel alındığı için, malvarlığı yarı yarıya paylaştırılacaktır. Evlenme tarihinden önce edinilen mallar açısından bu tarih ayrımı önemli olmayıp, mal kimin üzerine ise ona ait kabul edilecektir.
Boşanma davaları hak kaybı yaratmamak adına stratejik ilerleme gerektiren davalar olup, özellikle mal paylaşımı hususu içerdiği istisnai durum ve ihtimallerden ötürü hukuki danışmanlık gerektirmektedir.
İlgili Kanun Maddeleri:
TMK md. 161 vd. , Koruma Tedbirleri İçin Bkz: 6284 Sayılı Yasa
Read More
Ceza Davalarında “Hakaret” ve “Tehdit” Kavramı
Bir sözün hakaret olarak kabulü için aşağılama, rencide amacı gütmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, karşı tarafça sarfedilen sözler, maruz kalan şahısta üzüntü yaratsa da Yargıtay tarafından eleştiri sınırında kabul edilir.
Buna karşın, “benim paramla maaş alıyorsun” sözünün geçtiği emsal davamızda olduğu gibi, bazı durumlarda, hakaret/tehdit kapsamındaki sözlere ilişkin davalarda, doğru bakış açısı ve doğru savunma ile Yargıtay’ca benimsenenin aksine karar alınması mümkündür.
Ayrıca yeri gelmişken danışanlarımdan sık gelen bir soruyu açıklığa kavuşturmak isterim ki, beddualar hakaret değildir.
Kanun Madde Metni İçin Bkz: 5237 Sayılı TCK Madde 125
Bir sözün tehdit olarak kabulü için ise mağdurun, somut ve gerçekleşmeye elverişli bir zararla korkutulması gerekmektedir. Tehdit suçu, hakaretten farklı olarak uzlaştırma kapsamındadır.
Kanun Madde Metni İçin Bkz: 5237 Sayılı TCK Madde 106
Read More