Avukat Gonca Karakaptan

  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Faaliyet Alanlarımız
    • Aile Hukuku
    • Ceza Hukuku
    • İdare Hukuku
    • İş Hukuku
    • Sağlık Hukuku
    • Sigorta Hukuku
    • Tazminat Hukuku
  • Blog
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Faaliyet Alanlarımız
    • Aile Hukuku
    • Ceza Hukuku
    • İdare Hukuku
    • İş Hukuku
    • Sağlık Hukuku
    • Sigorta Hukuku
    • Tazminat Hukuku
  • Blog
  • İletişim

Avukat Gonca Karakaptan

  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Faaliyet Alanlarımız
    • Aile Hukuku
    • Ceza Hukuku
    • İdare Hukuku
    • İş Hukuku
    • Sağlık Hukuku
    • Sigorta Hukuku
    • Tazminat Hukuku
  • Blog
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Faaliyet Alanlarımız
    • Aile Hukuku
    • Ceza Hukuku
    • İdare Hukuku
    • İş Hukuku
    • Sağlık Hukuku
    • Sigorta Hukuku
    • Tazminat Hukuku
  • Blog
  • İletişim
by Avukat Gonca Karakaptan8 Temmuz 2021 Basında Biz0 comments

Avukat Gonca Karakaptan TV 8.5 Röportajı

Read More
Share
0
by Avukat Gonca Karakaptan6 Temmuz 2021 Basında Biz0 comments

Aşı Karşıtlığı [Röportaj]

Av. Gonca Karakaptan ile bu ayki sohbet konumuz “aşı karşıtlığı”. Kamuoyunda yıllardır tartışılan bu konuya biz de kendi görüşlerimizle açıklık getirmeye çalıştık, keyifli okumalar diliyoruz.

 

Aşı karşıtlığı dediğimiz husus sizce tam olarak nedir?

Ben bunu karşıtlık ve kararsızlık olarak geniş anlamda “aşının olası yan etkilerinden korkma, aşıya güvenme konusunda kararsızlık, tereddüt sebebi ile negatif bakış” olarak tanımlarım. Dünya Sağlık Örgütü’nce yapılmış resmi tanım ise “aşı hizmetlerinin varlığına rağmen aşıların kabulünde gecikme veya reddetme” şeklindedir.

 

Aşı karşıtlığı dediğimiz husus nasıl başladı?

Sanıyorum ki aşının keşfinden itibaren bu tereddütler ve karşıt fikirler mevcuttur. Zaman değişti, belki karşıtlık sebepleri de değişti ama tartışmalar hala devam ediyor. Geçmişte aşıların güvenilirliği ispatlanmış olsa da; her yeni hastalık veya salgınla birlikte şüpheler yeniden alevleniyor, bunu da bilinmeyene korku olarak adlandırabiliriz sanırım. Bu noktada önemli olan, aşı karşıtı olan şahsın, sebep olarak gördüğü noktaların dayanaklarını öncelikle kendi içinde irdelemesidir. Çünkü bazı insanlar bir şeyin zararlı olduğuna inandıysa, karşısında işinin ehli on uzman da konuşsa fikri değişmeyecektir. Bu sebeple önce kendi kendine sormalı, korkusunun ya da iddialarının aslı astarı var mı kendine karşı dürüst olmalı. Doğru ve mantıklı soruları sorduğunda kendisi ve toplum için faydalı olanı zaten görecektir. Asılsız bir korku, bilimsel bir dayanağı olmayan şüphe, insanı paranoyaya kadar götürebilir. Bunun örneğini, dünya çapında milyonlarca ölüme sebep olan gündemdeki Covid hastalığının yalan olduğu ve aşısının kafalarımıza çip takmak için üretildiği teorilerinde görebiliriz.

 

“Önemli olan bilinçli yaklaşım ve ne iddia ettiğini bilmek”

 

Halkımızın aşı konusundaki tereddütleri ve bunun sebepleri sizce nelerdir?

İçinde bulunduğumuz teknoloji çağı, çok fazla bilgi kirliliği barındırmakta. İnsanlar hastaneye gitmeden önce meraktan fikir edinmek için semptomlarını yazıp araştırabiliyor. Öyle ki bu bilgi kirliliğinden ötürü internete başım ağrıyor yazdığınızda beyin tümörünüz olduğuna ikna olabilirsiniz. Halkımızın bir kısmı dini sebeplerle ya da aşıların içeriğinde bulunan kimyasal maddelerin insan sağlığına zararlı olduğu, aşının etkili olmadığı sadece ilaç firmalarının parakaygısı olduğu, doğal seleksiyonun önüne geçilmemesigerektiği, doğal yollarla da bu hastalıklardan korunmanın mümkün olduğu vb. düşüncelerle “harekete geçip zarar göreceğime oluruna bırakayım” diyerek kaderci bakış açısıyla aşı konusunda tereddüt yaşıyor, aşı olmaktan kaçınıyor. Bu
tereddütlerin çoğunun bilimsel bir kaynağı olmayıp, bahsettiğim üzere internette yer alan korkutucu ve dayanaksız yazılar, öneriler yüzünden başlıyor.

 

Diğer ülkelerde benzer tartışmalar var mıdır?

Evet tabii ki. Doğal beslenmenin tek başına yeterli olacağını düşünenler, dini inançları sebebi ile karşıt olanlar, aşıyı reddetme özgürlüğünü savunanlar, sosyal medyada duyulan asılsız haberler nedeniyle korku geliştirenler elbette yurtdışında da mevcut. Bununla beraber, Fransa, İtalya, Yunanistan, Belçika gibi aşı yaptırmak zorunlu.

 

“Aşı karşıtlığına imkan tanımayan ülkeler de söz konusu”

 

Çocuklar açısından veli/vasilerin aşı reddi konusunda neler düşünüyorsunuz?

Bildiğim kadarıyla İngiltere’de 12 otizmli çocuk üzerinde yapılan ve bilimsel olmayan bir çalışmanın geniş kitlelere hitap eden bir dergide yayımlanması üzerine, aşı ile otizm arası bağ olup olmadığı tartışılmaya başlandı. Bu sansasyonel yazının bilimselliğe sahip olmadığı ve aşının faydaları ile ilgili açıklamalar yapılsa da; su bir kere bulanınca kafa karışıklıkları doğdu. Hatta İngiltere’de kızamık aşısına karşı bu güven kaybı sebebi ile uzun zamandır görülmemesine rağmen yeniden kızamık vakaları görülmeye başlandı. Ülkemizde de hala aşı ile otizm arasında bir bağ olduğu kaygısı yaygın. Bilimsel çalışmalarsa aşı ile otizm arasında hiçbir bağ tespit edilmediğini belirtiyor. Durum böyleyken, çocuğuna zarar gelecek korkusuyla bile olsa, asılsız sebeplerle yarar yerine zarar veren ebeveynlerin ihmal yoluyla çocuk istismarı suçu işlediğini düşünüyorum. O çocuk veya vasisi olduğunuz o zihinsel engelli birey, sizin bakımınıza muhtaç. Siz dayanağı olmayan korkularınızla onun adına aşıyı reddedip onun sağlığına zarar veriyorsanız sonuçlarının ağırlığıyla da yüzleşmelisiniz. Bu noktada, ebeveynin karar verme özgürlüğü yerine çocuğun yaşam hakkı ve üstün yararı korunmalı, en azından çocuklar açısından bizim ülkemizde de aşı zorunluluğu getirilmeli diye düşünüyorum.

 

“İnternetteki asılsız yazılara kulak asmayın”

 

Bu konuda halkımıza önerileriniz var mıdır?

Yukarıda değindiğim gibi öncelikle kendisini sorgulamaktan çekinmemeli, çünkü kendisi için iyi olanı bulmak ancak araştırmayla, sorgulamayla mümkündür. Tabii bu araştırma rastgele olmamalıdır. İnternetteki asılsız yazılara kulak asmayıp
bilimsel yazıları esas almalarını öneriyorum. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da elbette ki işinin uzmanı olan doktor ve bilim adamlarının ne dediğini dinlemek önemli. Ayrıca tarihi bilmenin de bu tarz konularda önemli olduğunu es geçmemek gerek. Çiçek gibi, boğmaca gibi hastalıklara karşı aşıyla mücadelenin ne kadar hayati önemi olduğu düşünülmeli. Tarih ve bilim, aşının halk sağlığı için önemini göstermektedir. Aşı olma veya olmama kararımızın sadece bizi değil, tüm
toplum bağışıklığını etkileyen bir karar olduğunu, aşı karşıtlığının çoğalmasıyla birlikte bazı ülkelerde uzun zamandır görülmeyen hastalıkların yeniden görülmeye başlandığını da lütfen unutmayalım. Sonuçta Corona Çin’de başladı diye sadece Çin’de kalmadı, tüm dünyaya yayıldı. Mevcut teknolojik imkanlar ve ulaşım araçları sayesinde uluslararası etkileşim giderek daha da yaygınlaşıyor. Aşı hakkında vereceğimiz karar bireysel olsa da; sonuçları bireysel olduğu kadar toplumsal etkiler de gösterir.

 

Covid konusunda aşı çalışmalarına nasıl bakıyorsunuz?

Bilimsel boyutu açısından yorum yapmak bana düşmez elbette, ben de gündemi yakın takipteyim. Okurlarımıza tavsiyelerimi kendim de uygulayıp internet veya politikacılar yerine aşı hakkındaki gidişatı ve etkinliği değerlendiren uzman görüşlerini dinliyorum. Faz çalışmaları tamamlanıp aşılama başladığında bunun hepimiz için kurtarıcı bir gelişme olacağına inanıyorum. Geçmişte ulusları kasıp kavuran ve aşı sayesinde günümüzde tarihe gömülen diğer hastalıklar gibi, Corona’nın da sadece anılarda kalacağını umuyorum.

 

Son söz

Okurlarımız açısından düşündürücü olacağına inandığım verimli bir sohbetti, teşekkür ediyoruz. Halkımızın böyle önemli bir konuya daha bilinçli şekilde yaklaşmasını dileyerek ben de sizlere teşekkür ediyorum. Ayrıca Covid sebebi ile yakınlarını kaybeden okurlarımız ve insan sağlığı için çabalarken vefat eden tüm sağlık çalışanlarına rahmet diliyorum.

Read More
Share
0
by Avukat Gonca Karakaptan6 Temmuz 2021 Basında Biz0 comments

Beyaz Kod: Uygulanma Şekli, İşlevselliği ve Uygulamadaki Sorunlar

Hukuk köşemizin bu sayımızdaki konusu, sevgili Av. Gonca Karakaptan ile bana çokça gelen bir soru olan “Beyaz Kod” konusu üzerine sizlerin yerine sorduğum soruların cevaplarını zevkle okumanız dileği ile….

 

Av. Gonca Karakaptan kimdir?

gonca karakaptan

Çok konuşuyorsun, “sen Avukat ol” lafına inanarak mesleğe adım atmıştır. Yapamazsın diyenlere aldırmadan genç yaşında emsal davaya imza atmıştır, sayesinde artık; kimse, kimsenin vergileriyle maaşını almamaktadır. Haksızlığa gelemez, kolay kolay pes etmez. Kedisinin anası, kendi bürosunun ve de TATD’ nin avukatıdır.

 

Sağlık sektörü dışındaki okurlarımız ve mesleğe yeni başlayacaklar adına öncelikle sormak isterim, “Beyaz Kod” nedir?

“Beyaz Kod” sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti önlemek için kullanılan bir tedbir ve acil durum yönetim aracıdır. Sağlık çalışanları sözlü yahut fiziksel şiddet olaylarına maruz kaldıklarında gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması ve bu şiddete karşı yasal sürecin başlatılması için beyaz kod bildiriminde bulunulur.

 

Beyaz kod sonrası hukuki süreç nasıl işliyor?

Beyaz kod bildirimi Başhekimlik, Emniyet gibi ilgili makamlara doğrudan ulaşıyor. Taraf ifadeleri ve darp varsa adli olgu raporu gibi temel belgeler dosyaya girdikten sonra, dosya Savcılığa sevk ediliyor. Savcı’nın dosyada eksik gördüğü hususlar varsa sizi bir de kendisi ifadeye çağırabilir, ama genellikle emniyette alınan ifade yeterli bulunuyor ve dava aşamasına gelinene dek hekimin adliyeye gitmesini gerektirecek bir durum olmuyor.

Tehdit suçu uzlaştırma kapsamında olduğu için, eğer olayımız tehditse, soruşturma süreci uzlaştırma aşamasından geçiyor. Bazı hekimlerimiz saldırgan şahıs ceza alsın diye uzlaşmayarak dava sürecine girmeyi tercih ederken, bazı hekimlerimiz uzlaşma aşamasında hastaneye malzeme aldırma yahut hayvan barınaklarına bağış gibi, saldırgan şahsın eskaza topluma faydalı bir şey yapması karşılığında uzlaşmayı kabul edebiliyor. Savcı iddianamesi tamamlandıktan sonra ise doğrudan kamu davası açılıyor.

 

Hekim beyaz kod verdikten sonra şikayetini geri çekse dahi olay kamu davası olarak devam ediyor mu? Yoksa tamamen kapanmış mı oluyor?

Beyaz kod davaları kamu davası niteliği taşıdığı için, hekim hangi aşamada şikayetini geri çekerse çeksin dava kendiliğinden devam ediyor. Fakat uğraş gerektiren bazı davalarda, “ortada şikayet yoksa olay anlatıldığı kadar ciddi olmayabilir demek ki” bakış açısıyla sanık düşük ceza veya beraat alabiliyor.

Biliyorum o yoğun tempoda adliyeye gidip duruşma beklemek yorucu ama açıkladığım sebepten ötürü, hekimlerimizin her davada şikayetçi ve takipçi olmalarında fayda olduğunu bilmelerini istiyorum.

 

İlk duruşmada hakimler rutin olarak “şikayetçi misiniz” ve “davaya katılmak ister misiniz” diye soruyor. Katılma talebi dediğimiz şey nedir?

Şikayetçi olmakla davaya katılmanın hukuki mahiyeti farklıdır. Davaya katılmak, davanın tarafı olmak anlamına gelir ve “katılan” sıfatına sahip olmak kişiye bazı haklar kazandırır (karara itiraz etmek gibi).

Örneğin, “şikayetçiyim ama katılmak istemiyorum” derseniz, davada taraf olamazsınız, dolayısıyla sanık hakkında beraat kararı verilmesi halinde üst mahkemeye itiraz edemezsiniz. Tavsiyem, hekimlerimizin yargılamada eksik/hatalı buldukları durumlara karşı söz hakkına sahip olabilmeleri için katılmak istediklerini söylemeleri yönünde.

 

Bildiğim kadarıyla, Derneğimizin beyaz kod davalarında üye hekimler için yaptığı girişimler var. Bunlardan biraz bahsedebilir misiniz?

Evet, üyelerimiz adına beyaz kod davalarına Dernek hizmeti kapsamında ücretsiz hukuki destek veriyoruz. Davalarını Savcılık aşamasından karar aşamasına dek onlarla birlikte takip ediyoruz. Şimdilik Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden talep gördük, davalarımız devam ediyor, üyelerimizin bu konudaki hukuki destek taleplerinin zamanla her bölgeye yayılacağını düşünüyoruz.

 

Beyaz Kod sistemi yeterince işe yarıyor mu sizce?

Esasen yetersiz kalsa da işe yaradığına inanıyorum. Hekimlerimiz umudu kesmiş gibi görünüyor, onlara “evet, eğer sicili temizse HAGB(Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) alıp hapse girmeyecek, ama 5 yıllık süre boyunca başkasına ağzını açıp tek laf etmeye korkacak. Yok korkmayacak kadar pişkinse de belasını zaten başkasından bulup ikinci olayında hapse girecek, bizim davamız buna zemin hazırlayacak” diyorum.

Bu sebeple beyaz koddan umutlarını kesmemelerini önersem de, beni esas üzen, sağlık çalışanlarını korumak amaçlı düzenlenmiş halihazırda mevcut kanun maddelerinin dahi uygulanmasında sorunlar yaşanması. Bu durum, medyaya da yansıyan tatsız olayların son bulmasının uzun süreç ve yoğun uğraşlar gerektirdiğini gösteriyor.

 

Bu bahsettiğiniz uygulama sorunu olan kanun maddesini biraz açabilir misiniz?

“Sağlıkla İlgili Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 21. maddesi gereğince, kasten işlenen suçlarda yani hakaret, tehdit, darp gibi beyaz kodu kapsayan her tür suçta, şüpheli şahıs kolluk görevlilerince alıkonulup savcı karşısına çıkarılmalı. Bu, eğer nöbetçi savcı hemen görmek istemiyorsa şüphelinin bir gece nezarette kalması anlamına geliyor.

Bazı davalardaki sanık profili, genç olsun yaşlı olsun histerik tavırlarından yahut hekimlere negatif bakış açısından ötürü saldırgan tavır sergileyen insanlar. Sicili temiz bu profil açısından bir gece nezarette kalmak çok büyük bir caydırıcılık içerecektir.

Fakat maalesef ki bazı üyelerimizden aldığım bilgiye göre, kendisine hakaretler tehditler savuran kişi, ifadesi alındıktan sonra kolluk görevlilerince gereği yapılmadığı için elini kolunu sallayarak hekim arkadaşın etrafında dolanmaya devam ediyor. Bu durum, doğal olarak çalışma ortamının güven hissini ve hekimlerin çalışma şevkini yok ediyor.

 

Açıkçası karakolda ifade vermek, bazen hekimler için yorucu olabiliyor. (Özellikle nöbet çıkışı olanlar için) Hekim Beyaz Kod verdikten sonra ifadesini nöbetten çıkıp ilgili karakola gidip vermek zorunda mı? Polisler hekimin beyaz kod sonrası ifadesini hastanede alabilir mi? Bunun kanuni bir dayanağı var mı?

Yine 21. madde gereğince, mağdur sağlık çalışanının ifadesi işyerinde alınmalıdır. Bu prosedüre de uyulmadığı için hekim zaten mağdur olmuşken, bir de nöbet çıkışı karakola gidip ifade vermek zorunda kalıyor.

Yani beyaz koda bağlı olarak kısmi de olsa caydırıcı bir izlenim oluşturabilecek olan bu kanun maddesinin uygulanmaması, suçluya cesaret hekime ise külfet veriyor. Kolluk görevlileri genellikle “bir ara karakola gelirsiniz” diyerek işi yokuşa sürebiliyor. Oysa ki nöbet çıkışı karakola gitmek haklı olarak hekimlerimiz için ek külfet ve stres yaratıyor.

Yasal düzenlemeler yetersiz olsa da, mevcut olanın uygulanmaması sonucu koruma tedbirleri ne yazık ki daha da işlevsiz kalıyor. Esasen Derneğimiz, bu konuda kanunun doğru şekilde uygulanması için İçişleri Bakanlığı ile iletişime geçti. Bakanlık tarafından gelen cevabi yazı ise, “biz Emniyet birimlerini zamanında bilgilendirdik” minvalinde idi. Bu durum maalesef ki Bakanlık’ın bu madde uygulamasında ciddi bir yaptırım için harekete geçmeyi planlamadığını gösteriyor. İlgili yazışma, incelemek isteyen okurlarımız için sosyal medya ortamında mevcut bulunmakta.

Bakanlık’tan aradığımız desteği bulamadığımız için, TATD olarak, danışanlarımızı, ilgili yasa maddesinin uygulanmasını talep ederek haklarını korumaları yönünde bilgilendiriyoruz. Gerektiğinde, olay yerine gelen kolluk görevlileri ile yaşanan çekişmeyi gidermek için telefonda görüşüyoruz. Bütün okurlarımıza da beyaz kod bildirimini takiben olay yerine gelen kolluk görevlilerine, 7151 Sayılı Kanun 21. maddeyi öne sürerek, şüpheliyi ifade sonrası serbest bırakmamaları gerektiğini hatırlatmalarını ve eğer ki kendilerine “siz ifade için karakola gelirsiniz” denmişse aynı Yasa gereğince ifadelerinin hastanede alınması gerektiği hususunda ısrarcı olmalarını tavsiye ediyorum. Böylelikle, gözardı edilen bu maddenin uygulanır hale gelmesini dayanışma ile yaygınlaştırmamız mümkün olabilecektir.

 

Bize zaman ayırarak gündemden düşmeyen beyaz kod konusunu detaylandırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben de size ve tüm ekibe teşekkür ederim. Çabalarımız, çabalarınız sonucu daha güvenli ve huzurlu bir çalışma ortamına kavuşmanızı dilerim.

Read More
Share
0
by Avukat Gonca Karakaptan6 Temmuz 2021 Basında Biz0 comments

Trabzon’da Doktora Oksijen Tüplü Saldırıda Karar Çıktı

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi’nde doktor Esra Ersöz Genç ile hemşire ve güvenlik görevlisine saldırıp, oksijen tüpüyle kovaladığı gerekçesiyle tutuksuz yargılanan İhsan Aydın (35) ile ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Davada sanık Aydın, 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

TRABZON-Olay, geçen yıl 26 Nisan günü KTÜ Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi’nde yaşandı. Akciğer kanseri nedeniyle tedaviye alınan ve solunum güçlüğü çeken 65 yaşındaki T.D., doktorların müdahalelerine rağmen hayatını kaybetti.

DHA’nın haberine göre, ölüm haberini alan yakınları ise acil serviste görevliler ile tartışmaya başladı. Tartışmanın büyümesi üzerine hasta yakınlarından bazıları camları kırıp, oksijen tüpüyle acil serviste görevli doktor Esra Ersöz Genç, hemşire Merve Aydın ve güvenlik görevlisi Gökhan Bezan’a saldırdı. Saldırganlar, özel güvenlik görevlileri ile polis ekiplerince dışarı çıkarıldı.

 

TUTUKSUZ YARGILANIYORDU

Saldırıdan sonra gözaltına alınan ve sevk edildiği adliyeden tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan İhsan Aydın hakkında 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

 

Saldırıya uğrayan Doktor Esra Ersöz Genç

Yapılan yargılama sonunda tutuksuz sanık İhsan Aydın, ‘silahla yaralamaya teşebbüs’ suçundan beraat ettirilirken, ‘kamu malına zarar verme’ suçundan 5 ay, ‘görevi yaptırmamak için direnme’ suçundan 5 ay, ‘silahla tehdit’ suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün ve ‘iş yeri dokunulmazlığını ihlal’ suçundan 1 yıl 15 gün olmak üzere 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Türkiye Acil Tıp Derneği vekili Avukat Gonca Karakaptan, “Sağlık çalışanlarına karşı bu düşmanca tavırları görmek, duymak gerçekten çok üzücü. Sanık hakkında adil ve caydırıcı bir karar verildiğine inanıyorum. Derneğimiz dava süreci boyunca Esra hanımı yalnız bırakmamak için elinden geleni yaptı. Bu süreçte yanımızda olan KTÜ Acil Tıp Anabilim Dalı ve Dernek Başkanı Sayın Prof. Dr. Süleyman Türedi ile KTÜ Farabi Hastanesi´ne de teşekkür ediyorum” dedi.

Read More
Share
0
by Avukat Gonca Karakaptan2 Ağustos 2019 Avukatlık Hizmetleri, Genel0 comments

Trafik Kazası Kaynaklı Bedensel Zarar / Vefat Sonucu Tazminat Hakkı

Son yıllarda, hasar danışmanlık şirketlerinin yarattığı mağduriyet sonucu trafik kazalarında tazminat hakkına ilişkin bir önyargı oluşmuş ise de, doğru avukat yönlendirmesi ile trafik kazasından kaynaklı sigorta ve şahıs sorumluluğuna başvurularak, gerek vefat ve bedensel zarar, gerek manevi zarar, gerekse araç hasarı için gerekli başvuru ve dava yolları tüketilerek, danışanların hakları hukuki çerçevede korunabilmektedir.

Bu tür zararlarda muhatap; araç sürücüsü, araç sahibi, araç işleteni ve sigorta şirketidir. Aracın sigortalı olmadığı hallerde ise, Güvence Hesabı’na başvurulması gerekmektedir.

Bu hususta görevli mahkeme sigorta şirketine karşı Asliye Ticaret Mahkemesi, şahsa karşı ise Asliye Hukuk Mahkemesi olsa da; tahkim başvuru yolu, alternatif bir uyuşmazlık çözümü olarak mahkemelerin dava yükünü hafifletmekte ve hak sahiplerinin alacağına daha hızlı biçimde ulaşmasını sağlamaktadır.

Bu alandaki tazminat miktarı; maluliyet meydana gelmiş ise Sağlık Kurulu Raporu ile tespit olunan bu maluliyet oranına, şahsın yaşına, mesleğine, medeni durumu ve çocuk sayısına, kusur oranına vb. birçok hususa göre değişiklik göstermektedir.

Bu verilere ilişkin;

  • Aktüeryal hesaplar hususunda deneyimli kadromuz, davanızı takip etmenin yanı sıra, beklentilerinize ışık tutmak üzere, talep halinde tarafınızı tazminat tutarı hususunda da somut verilerle ve aktüeryal raporla
  • Kusur durumuna ilişkin trafik bilirkişisinden uzman mütalaa desteği sağlanabilmektedir.
  • Sağlık Kurulu Raporu’nu destekleyici olarak, tıp hukuku uzmanı ve hekim bilirkişilerden, tarafımız desteği ile uzman mütalaası alınabilmektedir.

Bu alanda hak sahipliği için süreler; bedensel hasara ilişkin olarak 8 yıl, vefat halinde 15 yıl ve manevi tazminat hakkına ilişkin 10 yıllık zamanaşımına tabidir.

Bedensel zarara yol açan trafik kazalarında; kaza tek taraflı gerçekleşmiş ise, kazada karayolu kaynaklı bir etken mevcut değilse kusurun %100 araç sürücüsünde olmasından bahisle tazminat talep etme hakkı yoktur. Bu tür kazalarda, yolcuların(müteselsil sorumluluk gereği ruhsat sahibi hariç) tazminat hakkı mevcuttur.

İki yahut çok aracın karıştığı trafik kazalarında; sürücüler karşı tarafın kusuru oranında tazminata hak kazanır. Yolcular için, her bir aracın kusuru oranında tazminat hakkı doğar.

Yaya konumunda olan kişiler için de yine araç sürücüsünün/sürücülerinin kusuru oranında tazminat hakkı bulunmaktadır.

Trafik kazası nedeniyle ölüm olması halinde destekten yoksun kalma tazminatı, Karayolları Motorlu Taşıtlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası’ndan karşılanmaktadır. Trafik sigortası, oluşan zararı araç sürücüsünün kusuru oranında karşılamaktadır.

Kazaya sebebiyet veren kişi %100 kusurlu olmasına rağmen ölmesi halinde yerleşik Yargıtay kararları gereğince destekten yoksun kalan kişilerin tazminatları yine trafik sigortasından ödenecektir(01.06.2015 ve 26.04.2016 tarihli mevzuat değişiklikleri öncesi gerçekleşmiş kazalar için). Destekten yoksun kalan şahıs ile mirasçılık kavramı aynı anlama gelmemekte olup, şahsın hayatta iken maddi olarak destek olduğu somut delille ispat olunan, ancak mirasçısı olmayan kişiler de bu tazminata hak kazanabilmektedir.

 

 

 

Read More
Share
0
by Avukat Gonca Karakaptan2 Ağustos 2019 Avukatlık Hizmetleri, Genel, Sağlık Hukuku0 comments

Sağlık Hukukunda Malpraktis Ve Komplikasyon Ayrımı

Hukuk ve tıp biliminde sıkça tartışılan, ayrıca davanın seyrinde önemli bir ayrıma yol açan “tıbbi malpraktis” ve “komplikasyon” kavramları aşağıda açıklayacağımız açılardan birbirinden farklıdır.

Öncelikle Malpraktis, TDK tanımına göre; “özen göstermeksizin veya yanlış uygulanan tedavi sonucunda ortaya çıkan, görevi kötüye kullanma anlamına gelen hukuki durum” olarak tanımlanmaktadır. Bir tıbbi işlemin “malpraktis” olarak kabulü için, o işlemin hukuken şu unsurları içeriyor olması gerekmektedir;

– İhmal,

– Kusur,

– Tedbirsizlik ve Dikkatsizlik, 

– Meslekte Acemilik,

– Emir ve yasalara uymama.

Bu unsurların eksikliği ise aşağıdaki başlıca hataları getirerek fiile malpraktis tanımını yükler;

  • Tanı koyma sürecinde yapılan hatalar (gecikme, atlama vb.)
  • Tedavide yapılan hatalar
  • İşleme bağlı hatalar (yanlış yöntem seçilmesi doğru yöntemin yanlış uygulanması)
  • İlaç doz yöntem uygulama hataları (gereksiz aşırı tedavi)
  • Taraflı ilaç, tedavi seçimi
  • İhmale bağlı hatalar (doğru işlemi yapmama, gecikme)
  • Uygulamaya bağlı hatalar (doğru işlemleri yanlış uygulama)
  • Tedavi ve takip ile ilgili özel bilgilerin verilmemesi
  • Komplikasyonların tanınamaması ve/veya yetersiz tedavisi

Hekim, yanlış tedavilerinin neticesinde oluşmuş zararlardan hem özel hukuk anlamında (tazminat vs.) hem de ceza hukuku anlamında (hapis ve adli para cezaları) sorumludur.

Hekim, kusurlu bir fiiliyle hastaya zarar verirse, bu zararını tazmin etmekle yükümlüdür. Zira Türk Borçlar Kanunu’nun 49.maddesi, haksız fiillerden kaynaklanan zararların, o fiilin faili tarafından tazmin edileceğini hükme bağlamıştır. Hekimin malpraktis kapsamı dahilinde hastasına verdiği zararı, maddi ve manevi tazminat ile gidermesi gerekir.

Komplikasyon ise malpraktisten farklı olarak; “tedavi ile doğrudan ilişkili olan, yetersiz tedavi ve ihmal eylemleri haricinde yer alan, tıp literatüründe gerçekleşme ihtimali düşük olan, hasta tarafından tedavi kabul edilirken bilinen fakat istenmeyen durumlar” şeklinde tanımlanabilir.

Şunu belirtmek gerekir ki; komplikasyon ortaya çıktığında yerinde ve zamanında gerekli önlemlerin alınmaması, bu komplikasyonu malpraktise dönüştürecektir. Buradaki gecikmeler ve eksik teşhisler/tanımamalar, hastaya gerekli tedavi verilmesinin önüne geçtiğinden malpraktise yol açmaktadır.

Tanı ve tedavi sürecinde ortaya çıkan komplikasyon ya da malpraktisin tanımlanmasında en önemli görev bilirkişilere düşmektedir. Bilirkişiler ise kararlarını dosya incelemesi ile vermektedirler. Bu durumda, tıbbi kayıtlar son derece önem arz etmektedir. Alanında deneyimli hukuk büromuz, gerek sağlık hukuku alanındaki yükseklisans eğitiminin getirdiği akademik birikimle, gerekse hekim bilirkişileriyle; danışanların dosyalarını etraflıca incelemekte, hekim fiilinin malpraktis mi yoksa komplikasyon mu olduğu hususunda görüş bildirmekte, gerekli hallerde uzman mütalaası vermekte ve dava takibi sağlamaktadır.

Öte yandan, olayın gerçekleştiği hastanenin Özel Hastane, Eğitim/Araştırma Hastanesi yahut Devlet Hastanesi oluşuna göre hakka ilişkin zamanaşımı süreleri ve izlenecek hukuki prosedür farklılık göstermektedir. Bu yönden değerlendirildiğinde de hak kayıplarına mahal vermemek adına alanda uzman bir avukat ile çalışmakta fayda olduğunu belirtmek gerekir.

Tıp biliminin uygulanması, insan hayatı üzerindeki önemli etkilerinden ötürü, yapısı gereği riskli bir meslektir. Sağlık çalışanının herhangi bir kusuru olmasa dahi, bu riskli yapıdan kaynaklı olarak hastada zarar meydana gelebilir. Bu sebepten ötürü meydana gelen her zararın malpraktis olduğu ve sağlık çalışanının cezai sorumluluğunu ve hastaya tazminat hakkını kazandırdığı düşünülemez. Sağlık hukukuna ilişkin davaların, alanda uzman bir avukat tarafından takip edilmesinin önemi de bu tanımlar arasındaki farklılığın dava sonucuna etkisinden doğmaktadır. Zira yanlış yönlendirme sonucu, malpraktis unsuru olmadığı halde maalesef ki tedavinin zararlı etkilerini üzerinde taşıyan hasta, bir de yanlış yönlendirme ile kaybedeceği bir dava açmaya teşvik edilerek daha büyük bir maddi/manevi kayba sürüklenebilmektedir.

Read More
Share
0
by Avukat Gonca Karakaptan30 Temmuz 2019 Avukatlık Hizmetleri, Genel0 comments

İş Hukukunda Kıdem ve İhbar Tazminatı

Kıdem Tazminatı; 1 yıldan fazla süreyle aynı iş yerinde çalışan işçinin kıdem tazminatı alacağı doğar. Sözleşmeyi kimin sonlandırdığının önemli bulunmamaktadır.

İşçinin kıdem tazminatı alamaması ihtimali ancak kusurlu olduğu hallerde söz konusudur.

Kıdem tazminatına ilişkin şu husus yeterince bilinmediği için, birçok kadın işçi, tazminat hakkından yoksun kalmaktadır; esasen kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde kendi arzusu ile iş akdini sona erdirmesi halinde kıdem tazminatı hakkı saklıdır.

Kıdem tazminatı için dava zamanaşımı süresi 5 yıldır.

İhbar Tazminatı; iş sözleşmesini feshedecek taraf, aşağıda açıklayacağımız kanunda belirtilen sürelerde karşı tarafa bu fesih arzusunu ihbarla yükümlüdür. İhbarda bulunulmadan feshedilen sözleşme için tazminat hakkı doğar.

Kendi arzusuyla, haklı sebep olmadan ve sürelere uymaksızın işten ayrılan işçinin ihbar tazminatı hakkı söz konusu değildir.

Kanundaki süreler şu şekildedir;

İşi 6 aydan az sürmüş işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 2 hafta sonra,

İşi 6 aydan bir buçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 4 hafta sonra

İşi bir buçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 6 hafta sonra,

İşçi 3 yıldan fazla sürmüş işçi için, bildirim yapılmasından 8 hafta sonra feshedilmiş sayılacaktır.

Güncel yasa değişiklikleriyle birlikte, ihbar tazminatı için de dava zamanaşımı süresi 5 yıl olarak düzenlenmiştir.

 

4857 Sayılı Yasa İlgili Maddeler İçin Bkz; 17,24,25,26

Read More
Share
0
by Avukat Gonca Karakaptan30 Temmuz 2019 Avukatlık Hizmetleri, Genel0 comments

Boşanma Davası Türleri

Boşanma davaları, anlaşmalı ve çekişmeli olmak üzere iki ayrı türdedir. Çekişmeli boşanma davaları için evlilik ile dava açma süresi arasında geçen zaman önemli olmasa da, anlaşmalı boşanma davasının açılabilmesi için evliliğin tam 1 yıllık süreyi doldurmuş olması şarttır.

Süre:

Dava süreci anlaşmalı boşanmalarda protokol ile tarafların beklentileri netleştirilmiş olduğu ve tek celsede sonuçlandığı için son derece hızlı ilerlemektedir. Bu noktada belirtmek gerekir ki anlaşmalı boşanma duruşmasında her iki tarafın da hazır bulunması gerekmektedir, aksi takdirde anlaşmalı olarak açılan boşanma davası, çekişmeli boşanma davasına dönüşecektir. Buna karşın çekişmeli boşanmalarda tarafların tanıkları, velayet ve nafaka beklentileri, kusur ispatı vb. hususlar uzun zaman aldığı için genellikle 10-12 aydan önce sonuçlanamamaktadır.

Aile İçi Şiddet Durumu:

Boşanma sürecinde karşı tarafın tehlike yaratması halinde; savcılık ve mahkeme eliyle uzaklaştırma kararı ve sair  koruma tedbirleri alınabilmekte, mahkemeden tehlike altında olan şahsın güncel adresinin gizli tutulması talep edilebilmektedir.

Velayet:

Çocuk üzerindeki velayet hakkı mahkemece değerlendirilirken,  çocuğun üstün yararı esas alınır. Genel olarak çocuğun 13 yaşına dek anne bakımı ve ilgisine ihtiyaç duyduğu kabul edilmekte olup, 13 yaş ve üzeri çocukların mahkemece dinlenmesi gerektiği kabul edilir. Mahkeme yine de çocuğun iradesiyle bağlı olmayıp çocuğun yaşını, cinsiyetini, ebeveynin çocukla olan ilişkisini, ebeveynin yaşam tarzını, ekonomik ve sosyal durumlarını da dikkate alarak bütünüyle bir karara varmaktadır.

Nafaka:

Uygun şartlar altında,  eş  için,  dava aşamasında tedbir nafakası, dava sonrasında yoksulluk nafakası; ortak çocuk için ise yoksulluk nafakası talep edilmesi mümkündür.

Mal Paylaşımı Davası:

Mal paylaşımı davaları; katılma alacağı, katkı payı alacağı ve değer artış payı alacağı olmak üzere üç çeşit talep içermektedir.

Mal paylaşımı davası, boşanma kararının alınmasını takiben açılması gereken bir dava türü olup, boşanma davası ile birlikte açılamaz. Şayet mal paylaşımı davası, boşanma davası ile aynı zamanda fakat  ayrı bir dava olarak açılmış ise; mahkeme, mal paylaşımı davası açısından boşanma davasında verilecek kararın kesinleşmesini bekletici mesele yapacaktır.

Bu davada, yasa değişikliği açısından 01.01.2002 tarihi öncesi edinilmiş mallar açısından mal kimin üzerine kayıtlı ise ona ait kabul edilmektedir. 01.01.2002 sonrasında kazanılan mallar açısından ise hukukumuzda “edinilmiş mallara katılma rejimi” temel alındığı için, malvarlığı yarı yarıya paylaştırılacaktır. Evlenme tarihinden önce edinilen mallar açısından bu tarih ayrımı önemli olmayıp, mal kimin üzerine ise ona ait kabul edilecektir.

Boşanma davaları hak kaybı yaratmamak adına stratejik ilerleme gerektiren davalar olup, özellikle mal paylaşımı hususu içerdiği istisnai durum ve ihtimallerden ötürü hukuki danışmanlık gerektirmektedir.

 

İlgili Kanun Maddeleri:

TMK md. 161 vd. , Koruma Tedbirleri İçin Bkz: 6284 Sayılı Yasa

Read More
Share
0
by Avukat Gonca Karakaptan30 Temmuz 2019 Avukatlık Hizmetleri, Genel0 comments

Ceza Davalarında “Hakaret” ve “Tehdit” Kavramı

Bir sözün hakaret olarak kabulü için aşağılama, rencide amacı gütmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, karşı tarafça sarfedilen sözler, maruz kalan şahısta üzüntü yaratsa da Yargıtay tarafından eleştiri sınırında kabul edilir.

Buna karşın,  “benim paramla maaş alıyorsun” sözünün geçtiği emsal davamızda olduğu gibi, bazı durumlarda, hakaret/tehdit kapsamındaki sözlere ilişkin davalarda, doğru bakış açısı ve doğru savunma ile Yargıtay’ca benimsenenin aksine karar alınması mümkündür.

Ayrıca yeri gelmişken danışanlarımdan sık gelen bir soruyu açıklığa kavuşturmak isterim ki, beddualar hakaret değildir.

Kanun Madde Metni İçin Bkz: 5237 Sayılı TCK Madde 125

Bir sözün tehdit olarak kabulü için ise mağdurun, somut ve gerçekleşmeye elverişli bir zararla korkutulması gerekmektedir. Tehdit suçu, hakaretten farklı olarak uzlaştırma kapsamındadır.

Kanun Madde Metni İçin Bkz: 5237 Sayılı TCK Madde 106

 

Read More
Share
0
by Avukat Gonca Karakaptan29 Temmuz 2019 Basında Biz0 comments

Sağlık çalışanına ‘saldırı girişimi’ cezasız kalmadı

İzmir‘de sağlık çalışanına “saldırı girişimi“nde bulunduğu iddiasıyla yargılanan sanığa bin 500 lira para cezası verildi.

Bayraklı ilçesinde bir evden yapılan çağrıya müdahale için giden ambulanstaki sağlık çalışanı Şule Dinç‘in, Muhammet K’nin saldırgan tutumuyla karşılaşması ve 16 yaşındaki hasta yakını B.Ç. tarafından darbedilerek, bir tutam saçının koparılması olayıyla ilgili adli süreç devam ediyor.

Hasta yakını B.Ç’nin yaşının küçük olması nedeniyle dosyasının ayrıldığı soruşturmada, müştekinin uzlaşma teklifini kabul etmemesi üzerine B.Ç. hakkında iddianame hazırlığına başlandı.

Olayda “saldırı girişimi”nde bulunduğu iddiasıyla hakkında dava açılan ve Karşıyaka 8. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanan Muhammet K’yle ilgili, mahkeme “örnek” teşkil edecek bir karara imza attı.

Müşteki avukatı Gonca Karakaptan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, müvekkili Şule Dinç ile katıldığı karar duruşmasında savunması alınan sanığın, olay günü alkollü olduğunu, bu nedenle de ne yaptığının farkında olmadığını beyan ettiğini belirtti.

Beraatini isteyen sanığın, cezalandırılmasını talep ettiklerini vurgulayan Karakaptan, mahkemenin de sanığa “kasten yaralamaya teşebbüs” suçunun sabit olduğu gerekçesiyle bin 500 lira adli para cezası verdiğini söyledi.

“Karar örnek nitelikte”

Karakaptan, kararı sağlık çalışanlarına şiddetin önlenmesi anlamında “umut verici” olarak nitelediklerini, bu cezayla sağlık çalışanlarına şiddet konusunda önemli bir farkındalık oluşacağını umut ettiğini dile getirdi.

“Karar, saldırı ‘teşebbüs’ aşamasında kalsa da cezasız kalmayacağını gösterdi.” diyen Karakaptan, şunları kaydetti:

“Mahkeme bu anlamda örnek nitelikte bir ceza verdi. Bunu basite indirgememek lazım çünkü müvekkilim o an kaçamasa teşebbüs tamamlanarak belki de telafisi olmayan büyük zararlar meydana gelecekti. Sağlık personeline şiddet basında sık sık yer alıyor ama toplumun bazı kesimlerinde gereken duyarlılık maalesef oluşmuyor. Bunun önüne geçmek adına bu tür cezai yaptırımlara ihtiyacımız var.”

Uzlaşmayı kabul etmedi

Karakaptan, aynı olayda Şule Dinç’e saldırarak saçlarını koparan hasta yakını B.Ç. ile ilgili soruşturmanın da sürdüğünü bildirerek, “Müvekkilim bu kişiyle ilgili de uzlaşmayı kabul etmeyerek şikayetini sürdürdü. Hukuki süreç devam ediyor.” dedi.

B.Ç. hakkında da “kasten yaralama” suçundan dava açılmasını beklediklerini aktaran Karakaptan, bu davadan da emsal bir karar çıkacağına inandıklarını sözlerine ekledi.

Olay

İzmir’de, 8 Aralık 2018’de, Bayraklı ilçesi Emek Mahallesi’ndeki bir adreste yaşayan hastaya giden ambulansta görevli sağlık çalışanları, iddiaya göre Muhammet K’nin saldırgan tutumuyla karşılaşmış, bunun üzerine ambulansa refakatçi olarak alınan B.Ç’nin, 112 Acil Servis çalışanı paramedik Şule Dinç’i darbederek, bir tutam saçını kopardığı belirtilmişti. Şule Dinç, güvenlik kamerasınca da kaydedilen olaydan sonra polise giderek şikayetçi olmuştu.

 

Anadolu Ajansı HABERE GİDİN >

Read More
Share
0
  • 1
  • 2
İzmir Avukat İzmir Barosu’na 12168 Sicil No ile kayıtlı olan Av. Gonca Karakaptan, Ankara ve İzmir’de alanında uzman avukatlarla, Sağlık Hukuku, Trafik Kazalarında Bedensel Zarar Ve Tazminat Hukuku, Ceza Hukuku, Sendika Hukuku, Aile Hukuku ve İş Hukuku gibi çeşitli dallarda çalışarak bilgi birikimi edinmiştir. 2018 yılında ise Karakaptan Hukuk Bürosu’nda kurucu avukat olarak bireysel faaliyet göstermeye başlamıştır.

Son Yazılar

  • Avukat Gonca Karakaptan TV 8.5 Röportajı
    by Avukat Gonca Karakaptan 8 Temmuz 2021
    https://www.youtube.com/watch?v=M8ew5nXcJ-4&amp...
  • Aşı Karşıtlığı [Röportaj]
    Aşı Karşıtlığı [Röportaj]
    by Avukat Gonca Karakaptan 6 Temmuz 2021
    Av. Gonca Karakaptan ile bu ayki sohbet...
  • Beyaz Kod: Uygulanma Şekli, İşlevselliği ve Uygulamadaki Sorunlar
    Beyaz Kod: Uygulanma Şekli, İşlevselliği ve Uygulamadaki Sorunlar
    by Avukat Gonca Karakaptan 6 Temmuz 2021
    Hukuk köşemizin bu sayımızdaki konusu,...

Faaliyet Alanlarımız

  • İş Hukuku
  • İdare Hukuku
  • Ceza Hukuku
  • Aile Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Sağlık Hukuku

İletişim Bilgileri

Mansuroğlu Mah. 286/1 Sok. Ontan Bayraklı Binası Kat:1 Ofis:124 Bayraklı/İzmir
E-Posta: bilgi@avukatgoncakarakaptan.com
Telefon: 0 (554) 507 92 32
Whatsapp Hattı: 0 (554) 507 92 32
İletişim Sayfasına Gidin